Türkiye tarımsal üretim faaliyetleri ve temel ihtiyaç maddesi olan gıda üretimi üzerindeki etkileri dövizdeki artışın tarımsal üretimde kullanılması gereken girdilerin maliyetlerini doğrudan etkilemektedir. Bunlar da gübre, mazot, yem, tohum, ilaç gibi girdilerdir. Bunlarda da yüzde 70’lerin üzerinde dışarıya bağlıyız. Dolayısıyla dövizdeki artış bizim daha az tarımsal girdi kullanmamız, daha az gübre, daha az mazot kullanmamız, traktörlerin durması, gübre atılamaması nedeniyle verimin düşmesi demek.Kuraklığın da etkisiyle gelecek yıllarda tarımsal destek miktarlarındaki yeterli olmayan artışları da dikkate alırsak bu durum daha az üretim demek, daha az üretim ise daha yüksek fiyat demek.Dövizdeki nedeni belirsiz ama aşırı yüksekliğin süreklilik kazandığı Doların 14, Euro’nun da 15 liraların üstünde olduğu bir ortamda tarım sektörünü olumsuz etkilemesi kaçınılmaz bir durum. Pandemide gerek enerji gerek emtiya fiyatlarının artması yurtdışındaki döviz fiyatlarının da ürün bazında artmasını doğuruyor. Gübrede 2020 Haziran ayında üre 2 bin lirayken, bir yıl sonra 2021 Haziran ayında 4 bin 200 lirayken, Haziran’dan Kasım ayına geldiğimizde üre 13 bin liranın üstüne çıktı. Böyle bir ortamda Tarım ve Orman Bakanı da gübredeki artışın yüzde 200’lerin üstünde olduğunu söyleyerek gübre ihracatına kısıtlama, gübre firmalarını denetleme, Rekabet Kurumuna götürme gibi önlemleri gündeme getirdi. Ama dövizdeki bu artış bizim de amonyak, doğalgaz gibi ana maddeleri olarak dışarıya bağlı olmamız gübre fiyatlarını artırmaya devam ediyor.
Tarımdaki dışa bağlılık nedeniyle artan fiyatların zincirleme olarak her alanı etkisi altına aldı. Buğdayda kendimize yeterliyken 2020 sezonunda yüzde 100’den yüzde 94’e düştü. Kuraklık etkisiyle bu dönemde rekoltemizin çok daha düşeceğini öngörmüşken gerekli önlemler alınmalıydı. Bu yüksek fiyatlarla dışarıdan aldığımız buğdayın çıktıları olan una, makarnaya dolayısıyla ekmeğe yansıması, onlarda da fiyat artışlarının oluşmasını kaçınılmaz kılacaktır. Ekmekte son dönemlerde gündemde olan artışlar bir süreliğine bu rakamlarda tutulsa bile ülkedeki buğday eksiği, yurtdışında yükselen fiyatlar, gelecek dönem kuraklık etkisi, yeterli gübre atamama, gelecek yıl da azalacak rekolte bizi tüketici olarak ekmek boyutunda da bizleri zor günlerin beklediğini gösteriyor.
Döviz artışının üretim için gerekli temel maddelerin temin edilmesi ve üretim faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi noktasında ciddi sorunlara yol açtı. Kendimize yeterliliğimizde ciddi sorunlarımız var. Şeker fabrikalarının özelleştirilmesinin yanlışlarını gördük. Özel piyasadaki tekellerin oluşturduğu fiyatlara kamunun doğrudan müdahale etmediğini sadece raf fiyatlarında denetimler yapıldığını gördük. Zeytin ve Ayçiçek yağında da benzer durumlar var. Dolayısıyla döviz artışı bizim kullanmamız gereken temel girdilerin mazotun, gübrenin, tohumun, ilacın daha yüksek fiyatla alınması, çiftçiye daha yüksek maliyetler ile satılmasını doğuracaktır.Zaten yeterli ve zamanında destek alamayan kredi faiz olanakları çiftçi lehine olmayan, yeterli kredi alamayan üreticinin alandan çekilmesi, gıda arz açığının artması, bunun hem iç piyasada fiyatlara yansıması hem artan nüfusun gıda gereksinimini karşılamak için yurtdışında yükselen fiyatlarla daha pahalıya ürün almamızın önü açılacaktır.Bu ürünlerin de yem boyutunda süt sanayicisine, et kesimine, makarna, un boyutunda diğer üreticilere maliyet artışı olarak yansıması, onların da o maliyet artışlarını bir şekilde ücrete yansıtması sonucunu doğuracaktır. Ekmek fiyatlarındaki bu zammın gelecek çok kısa sürede yeniden gündeme geleceği kaçınılmaz. Nitekim fırıncılar da o anda bir nefes alıyor.
Meclisteki bütçe görüşmelerinde birçok bakanlığın bütçeleri artırılmışken Tarım ve Orman Bakanlığının destekleme bütçesi geçen yıl 23 milyar iken, bu sene 25,8 milyara çıktı.Girdi maliyetlerindeki artışı yüzde 12,5 artışla kapatmak mümkün değildir.
Hazine ve Maliye Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığının bir araya gelmesiyle gıda komitesi toplandı. Burada iki önemli karar alındı. Bir tanesi un regülasyonu için sanayiciye, fırıncıya ton başına bin ile bin 700 TL arasında destek verilecek. Bu karar önemli. Çünkü un maliyeti yükselince o ekmek maliyetine yansıyor. Bir de yem boyutunda ton başına arpaya bin, mısıra 800 TL destek verilecek. Bu da yem boyutunda önemli. Bir başka karar da Ulusal Süt Konseyi’nin toplantıya çağırılıp süt fiyatlarını düzenlemesi ile ilgili oldu. Ulusal Süt Konseyi de toplandı. Çiğ sütün tavsiye referans fiyatını 3,2 kuruştan 4,7 kuruşa çıkardı. Primi sabit tuttu. Onu da eklersek fiyat 4,9 kuruş olarak karşımıza çıkıyor. Bu rakam kamuoyunda şöyle bir yanlış algı ile tartışılıyor. Çiftçiye çiğ süt parası için çok yüksek para verildi. Bu da tüketiciye daha yüksek maliyetli satış olarak yansıyacak diye algılanıyor. Oysa bu 3,2 kuruş olduğu dönemlerde de raflarda sütün litresi 10 TL’nin altında değildi. Yani bu açık olan makastan üretici kazanamazken tüketici daha yüksek fiyata tüketiyordu. Ama süt-yem paritesinin tüm dünyada 1’e 1,5 olduğu bir ortamda eğer siz dövize bağlı yem fiyatlarındaki yurtdışına bağımlılık yüzde 70’lerin üstündeki yem fiyatlarına yüzde 70’lerin üstünde zam varsa bu oranda 1 litre süt ile anca 800 gram yem alabilir durumu geldiniz. Bu, üretimin sürdürülemez olması, dişi hayvanların kesilmesi, yarın öbür gün 2008 yılında yaşadığımız gibi hem sütte hem ette çok ciddi bir sorun, üretimde kopukluk, yurtdışına iyice bağımlılık sonucunu doğuracaktır. Dolayısıyla bu Ulusal Süt Konseyi’nin aldığı karar doğrudur ama yeterli değildir. Çünkü maliyetler sürekli artıyor.
Tarım sektörünün 2021 yılı üçüncü çeyrekteki oranının bir önceki döneme göre düştüğünü ve dördüncü çeyrekte düşmeye devam edeceği görülmektedir. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın ana eksende olmadığı, sanayi, ticaret, maliye politikaları üstünden yürütülen bir tarım politikasıyla gıda enflasyonuna çözüm için alınan tedbirlerle üretim sorunu aşılmadan Türkiye’de gıda enflasyonunu indirmek, gıdada sürekliliği artırmak, dışarıya bağımlılığı azaltmak mümkün değil.
Üreticinin zarar ettiği, üretimden çekildiği, fiyatların kontrol edilemeyeceği bir çıkmaza giriyor. Bunun önlemin yolu destek oranlarını yüzde 12,5 artırmak değil. Gübre zamları bu kadar yüksekken 2022 yılında ödenecek 2021 destekleri açıklandı. Gübre dekar başına 16 TL’den 20 TL’ye çıktı. Yüzde 25 artış. Bu çiftçinin çözümü değil. Böylesine zor bir ortamda üreticinin önünü görebileceği, tüketicinin dengeli beslenebileceği, bu aşamada şekilsel denetimler dışında gıda market zincirleri, tedarik zincirinde o aracılık sisteminin çözülemediği bir ortamda bizi çok zor günler bekliyor. Kağıt üstünde her şey var. Ama artık söylem değil, eylem zamanı.
Son olarak, tarımsal üretim sürecinde ve bu alanda çalışan kurumların bütçelerinde tasarruf olmamalı.Kamu tasarruf önlemleri alabilir. Bütçeyi kısabilir. Bakanlıklar arasında da bütçeyi dağıtırken belli bakanlıklara az bütçe ayrılabilir. Şunu artık herkesin çok net bir şekilde yüksek sesle söylemesi gerekir. Pandemide de gördüğümüz gibi başka ihtiyaçlardan vazgeçebiliriz. Ama gıdadan vazgeçemeyiz. Tasarruf edilecek sektör tarım sektörü değil. Bütçesinden tasarruf edilecek bakanlık Tarım ve Orman Bakanlığı değildir. Komisyon görüşmeleri bitti, genel kurula gelecek. Bu öngörülen rakamlar, destekler, bunların raflara yansıması, üretimde devamlılığı sağlamaya yönelik somut önlemleri almama maalesef 2022 dahil sonraki yıllarda gıda, beslenme ve tarım sektöründe kriz ve ciddi sıkıntılar yaşamamıza neden olabilecek.
ZMO Yönetim Kurulu Adına Şube Başkanı
Cemil PEHLEVAN